jump to navigation

Paradoksçu Türkler Dizisi 29 Mart 2007

Posted by serendipkitap in hariçten gazel.
trackback

Benim tevellüt daha eski örnekler vermeye müsait değil, ama Türk entellektüelleri içinde müstesna bir alt grubun varlığını, dört örneğe dayanarak iler sürebilirim: Çetin Altan, Atila İlhan, Yalçın Küçük ve İsmet Özel. Bunların içinde en sevimlisi, en gırgırı Çetin Altan’dır kuşkusuz, ama hepsinin ortak özelliği (geveze olmaları dışında) paradokstan medet ummaları, hatta bunu bir ihtisas sahası haline getirmiş olmalarıdır. Bu grubun üyeleri, genel ve yaygın algının unsurlarını ele alıp tepetaklak etmede, normalin içindeki paradoksu bulmada, böyle bir paradoksun olmadığı vehmedilebilecek durumlardaysa bizzat bu paradoksun inşası için kolları sıvamada mahir zatlardır.

İsmet Özel, Nokta’da yayımlanan son söyleşisinde bu minvalde nokta ve baraj atışlar yapmış. Söyleşiyi çeşitli açılardan – yazarın ruh hali, algılama özellikleri, kafa karışıklığı, omuzlarını ağrıtan bavullar vs – okumak mümkün. Hrant Dink cenazesine katılanlar için “Türkiye’nin devam etmemesi konusundaki planların da destekleyicisi olduklarını düşünüyorum” diyen, Türkiye Cumhuriyeti için “Türkiye Cumhuriyeti, “Hayır, İslamiyet dünyada hâlâ bir siyasi organizasyon ve bir askeri güç olarak vardır” demiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin anlamı bu!” diyen, İstanbul için “Dünya başkenti İstanbul ne demek? İstanbul Türkiye’nin bir şehri değildir, demek. Çünkü bu şehir hakkında bir tek şey söylenebilir: Türk İstanbul. İstanbul’un başka bir karakteri yoktur” diyen bir entellektüel, İsmet Özel.

Özel’in değerinin kaynağı, yıllar içinde evrim geçirmiş olabilir. Bana kalırsa bugün bulunduğu noktada Hamlet’e benzediği için değerlidir: babasının amcası tarafından öldürüldüğünü öğrendikten sonra, plan yapmak için zaman kazanmaya çalışan ve deliyi oynamaya başlayan, ama kendini çok kaptırdığı için zaman zaman numara mı yapıyor, gerçekten mi delirdi belli olmayan Hamlet’e.

Yorumlar»

1. elperseguidor - 30 Mart 2007

Hamlet benzetmesine, İsmet Özel’in trajik durumu açısından katılıyorum. Bütün demeçlerinde, söyleşilerinde kendisine haksızlık edildiği görüşünü saklayamıyor. aslında problemi daha kendisi: örneğin, gençlik yıllarında, 60′ların ortaları ya da ikinci yarısında diyelim, besbelli daha umutluymuş. yaşamaktan keyif aldığı yazdığı şiirlerdeki coşkudan da anlaşılıyor; Yıkılma Sakın, gibi. zaman geçtikçe, küskünlük bir psikoloji haline geliyor. 80′lerde sanırım oldukça üretken olmasına karşın yıpranıyor. fiziksel çöküşüyle Türkiye’nin tarihini birbirine karıştırarak konuşuyor.

Ama Yalçın Küçük benzerlerinden ayrılan bir yanı var; Özel, sanırım ne ölçüde keskin, uzlaşmaz, aykırı konuşursa o kadar doğruya yakın olacağını sanıyor. Hepsinde bir hakikat blöfü var; Özel zaten kendisine önerilen her düşünceye, ki bu düşünce kendisini anlama çabası yönünde bile olsa, “Değil”le başlayan bir karşılık vermeyi seviyor. Dink cinayetiyle ilgili sözleri de şirazeden çıkmış durumda; benim asıl anlamaya çalıştığım, basının İsmet Özel’le zamanlı zamansız bir röportaj yaparak neyi hedeflediği… Özel’in, yazıda paradoksal diye tanımlanan düşünce akışını çözmek sanıldığının aksine çok kolay; yani İsmet Özel, Dink’le ilgili ne söyler deseler, ben bu söyleşinin sonucunu üç aşağı beş yukarı tahmin edebilirdim. Basitliğin yıldırıcı bir tutarlığı var; ama işte sonuçta faşizmin söylemi de üç aşağı beş yukarı bu tür bir basitliğe dayanıyordu: “Biz yahudileri tutuklamıyoruz ama tutukladığımız komünistler nedense hep yahudi çıkıyor.” Türkiye’de faşizm egemen olsa, ki kısmen öyle sayılır, İsmet Özel’in bundan hiçbir çıkarı olmayacak- ama söyledikleriyle bir kuşağın, 90′larda serpilmiş, islamcılığın içinden gelen ya da islamcılığa teğet geçen, hakikat anlayışını etkiledi, etkileyebiliyor. Sayıları az ama okuyan yazan, etkili olmaya aday insanlar bunlar. Bu hakikat blöfünü delmek gerekiyor…